Bugün Pazar. Gayet
güneşli bir gün ve Muhliseyle ben bugün evden dışarı çıkmama kararı aldık. Evde
Pazar keyfi yapıyoruz anlıyacağın. Evimiz çok aydınlık olduğu için evden
çıkmamızı gerektiren bişey olmadığı sürece evde kalmayı tercih ediyoruz zaten.
Bi de ben bitkilere karşı herhangi bir düşmanlık beslemediğim için evimizde bir
sürü bitki var ve hatta onlar da evi çok sevdikleri için bir sürü yaprak
çıkardılar. Orkidemiz çiçek açtı. Bugün
Muhlise beni uzun zamandır taramadığını fark edip uzun uzun taramaya
niyetlendi. Başta ben de bu ilgiden memnundum ama bi süre sonra fenalık bastı
valla. Hayvanlar sahiplerine çekermiş, Muhlise de saçlarını taramayı ve kuaföre
gitmeyi pek sevmiyor. Benimki de ondan olsa gerek.. Bu arada bi sürü kıtık oluşmuş
tüylerimde Muhlise onların da bir kısmını kesti. Baya iyi oldu aslında.. Gerçi
arada bir sinirlenip sinirli sinirli kuyruğumu sallayıp, sinirli bir şekilde
miyavlıyorum ama aynı zamanda gurlamaya devam ettiğim için pek ikna edici
olamıyorum galiba. Bu konuda kendimi geliştirmeliyim, ahh şu gurlama konusunda
biraz daha iradeli olabilsem. Bir de Muhlise taraktaki tüyleri boşaltıp yeniden
taramaya hazırlanırken ondan sadece bir adım kaçmanın hiçbir yararı olmadığını
fark ettim. Antreye kaçmak kesinlikle daha çok işe yarıyor ve yakalanmam
kesinlikle daha uzun sürüyor (10 saniye falan). Bunun haricinde, hava bugün
daha ılık olduğu için Muhlise salondaki sinek telli camı bütün gün açık
bıraktı, ben de bütün gün önünde oturdum. Diğerlerini açık bıraktığında asiliğim
tutuyor bazen. Genellikle kaçmak içimden gelmese de, iki kere kaçma girişiminde
bulundum. Hatta bi keresinde, inanmazsın ama camdan bir metre ileriye kadar
koştum. Muhlise’nin yüzündeki telaşı görmeliydin. Aslında o da benim dışarı
çıkmamı istiyor ama çok iri kemikli ve barışçıl bir yapım olduğu için sokaktaki
kedilerin beni döveceğinden korkuyor heralde, benimse bu konuda bir iddiam
olmadığı için bir yorum yapamıyorum. Muhlise bugün aralıklarla temizlik
yapıyor, Meksika’dan erkek bir insan bizimle birlikte yaşamaya başlayacakmış, o
yüzden. Çarşafları falan yıkıyor. Nereye elini atsa benim ne kadar tüylü bir
yapım olduğuyla bir kez daha yüzleşmek durumunda kalıyor. Allah seni inandırsın
günlük, buzdolabının içinden bile benim tüylerim çıkıyormuş. Muhlise bu kadar
tatlı olmasam hiç tahammül edilecek bir durum olmadığını söylüyor bunun. Beni
sevdiğinden eminim, ben de onu seviyorum. Tek kötü tarafı bazen geceleri eve
gelmemesi. Çünkü biz Muhlise’yle birlikte uyuyoruz. Gerçi ben günün büyük bir
kısmını uyuyarak geçirdiğim için, geceleri birlikte uyuyoruz desem daha doğru
olur. O yatmaya giderken, “Hadi kuzum, gel yatalım.” diye sesleniyor, ben de
yattığım yerden kalkıp yatağa gidiyorum. Bir süre üstünde yattıktan sonra ona
acıyorum -çünkü sekiz kilo olduğum için biraz ağırım ve Muhlise’ye de
rahatsızlık vermek istemem sonuçta- ve ayak ucuna yatıyorum. Çünkü yanında
yattığım zaman nerdeyse bütün yatağı kapladığım için ikimiz de rahat
edemiyoruz. Neyse günlük, şimdilik bu kadar. Hazır Muhlise temizliğe dalmışken,
biraz uyuyayım ben.
26.02.12

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder