26 Şubat 2012 Pazar

Keyifli bir pazar günüydü..





Sevgili günlük,
Bugün Pazar. Gayet güneşli bir gün ve Muhliseyle ben bugün evden dışarı çıkmama kararı aldık. Evde Pazar keyfi yapıyoruz anlıyacağın. Evimiz çok aydınlık olduğu için evden çıkmamızı gerektiren bişey olmadığı sürece evde kalmayı tercih ediyoruz zaten. Bi de ben bitkilere karşı herhangi bir düşmanlık beslemediğim için evimizde bir sürü bitki var ve hatta onlar da evi çok sevdikleri için bir sürü yaprak çıkardılar. Orkidemiz çiçek açtı.  Bugün Muhlise beni uzun zamandır taramadığını fark edip uzun uzun taramaya niyetlendi. Başta ben de bu ilgiden memnundum ama bi süre sonra fenalık bastı valla. Hayvanlar sahiplerine çekermiş, Muhlise de saçlarını taramayı ve kuaföre gitmeyi pek sevmiyor. Benimki de ondan olsa gerek.. Bu arada bi sürü kıtık oluşmuş tüylerimde Muhlise onların da bir kısmını kesti. Baya iyi oldu aslında.. Gerçi arada bir sinirlenip sinirli sinirli kuyruğumu sallayıp, sinirli bir şekilde miyavlıyorum ama aynı zamanda gurlamaya devam ettiğim için pek ikna edici olamıyorum galiba. Bu konuda kendimi geliştirmeliyim, ahh şu gurlama konusunda biraz daha iradeli olabilsem. Bir de Muhlise taraktaki tüyleri boşaltıp yeniden taramaya hazırlanırken ondan sadece bir adım kaçmanın hiçbir yararı olmadığını fark ettim. Antreye kaçmak kesinlikle daha çok işe yarıyor ve yakalanmam kesinlikle daha uzun sürüyor (10 saniye falan). Bunun haricinde, hava bugün daha ılık olduğu için Muhlise salondaki sinek telli camı bütün gün açık bıraktı, ben de bütün gün önünde oturdum. Diğerlerini açık bıraktığında asiliğim tutuyor bazen. Genellikle kaçmak içimden gelmese de, iki kere kaçma girişiminde bulundum. Hatta bi keresinde, inanmazsın ama camdan bir metre ileriye kadar koştum. Muhlise’nin yüzündeki telaşı görmeliydin. Aslında o da benim dışarı çıkmamı istiyor ama çok iri kemikli ve barışçıl bir yapım olduğu için sokaktaki kedilerin beni döveceğinden korkuyor heralde, benimse bu konuda bir iddiam olmadığı için bir yorum yapamıyorum. Muhlise bugün aralıklarla temizlik yapıyor, Meksika’dan erkek bir insan bizimle birlikte yaşamaya başlayacakmış, o yüzden. Çarşafları falan yıkıyor. Nereye elini atsa benim ne kadar tüylü bir yapım olduğuyla bir kez daha yüzleşmek durumunda kalıyor. Allah seni inandırsın günlük, buzdolabının içinden bile benim tüylerim çıkıyormuş. Muhlise bu kadar tatlı olmasam hiç tahammül edilecek bir durum olmadığını söylüyor bunun. Beni sevdiğinden eminim, ben de onu seviyorum. Tek kötü tarafı bazen geceleri eve gelmemesi. Çünkü biz Muhlise’yle birlikte uyuyoruz. Gerçi ben günün büyük bir kısmını uyuyarak geçirdiğim için, geceleri birlikte uyuyoruz desem daha doğru olur. O yatmaya giderken, “Hadi kuzum, gel yatalım.” diye sesleniyor, ben de yattığım yerden kalkıp yatağa gidiyorum. Bir süre üstünde yattıktan sonra ona acıyorum -çünkü sekiz kilo olduğum için biraz ağırım ve Muhlise’ye de rahatsızlık vermek istemem sonuçta- ve ayak ucuna yatıyorum. Çünkü yanında yattığım zaman nerdeyse bütün yatağı kapladığım için ikimiz de rahat edemiyoruz. Neyse günlük, şimdilik bu kadar. Hazır Muhlise temizliğe dalmışken, biraz uyuyayım ben.

26.02.12 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder