26 Şubat 2012 Pazar

Pazar günü part 2 :)


Aslında daha bugün başladım yazmaya, ama şimdi saat onikiyi geçtiği için tarih değişti, başka bir gün oldu. O yüzden yeniden yazabilirim. Hem insanlar da aralarında böyle saçma espriler yapmıyolar mı günle ilgili (ne bileyim saat onikiyi geçince doğumgünü kutlamalar felan)? Yeni yazmaya başlamış bir kedi-i muhterem olarak, dahi anlamındaki de ve daları ayrı, diğerlerini ise bitişik yazma konusunda hassasiyet göstereceğim konusunda söz vermek istiyorum. Ama her ölümlü gibi ben de mükemmel değilim ve gözümden kaçanlar olabilir.. Neyse, gelelim günümün geri kalanının nasıl geçtiğine.. Hani en son "hazır Muhlise temizlik yaparken ben de şekerleme yapayım" dedim ya, allah sizi inandırsın meraktan gözüme uyku girmedi. Bu insanlar çok garip, temizlik yaparken deli gibi gürültü çıkaran ve bir kısmı büyükçe bir böceği andıran ve ucundan bir boru çıkan garip bi şeyi yere sürtüyolar. Ben başta çok korkuyodum onun sesinden. Daha bu alet ortaya çıkar çıkmaz tabanları yağlıyodum. Tabanları yağlıyodum dediysem, evin en uzak köşesine gidip orda uyuyodum. Neyse şimdi bana çok fazla yaklaşmadıkça coolluğumu korumaya çalışıyorum. Ama benim favorim, bu aletten sonra gelen ve ortalığa değişik kokular yayan ucu püsküllü sopa. Siz beni tanımazsınız, ben çok oyun meraklısı bi kedi değilim. Tabiyatımda yok yani ben napıyım. Öyle çoğu kedi gibi her hareket eden şeye atlıycak, peşinde koşup, hoplayıp zıplayıp kendimi maskara edecek cinsten değilim yani. Ne gerek var? Neyse, yalnız bu sopa benim çok merakımı celbediyo gerçekten. İşte sırf bu sopayı izliycem diye bende uyku dünek kalmadı arkadaş. Bi de Muhlise sağolsun, iyi kızdır ama biraz dağınık olduğu için bugün ortalığı bi toparlamaya girişti. Toparlarken tabii, gereksiz olduğunu düşündüğü kutuları ve poşetleri atmaya kalkıyo. Yahu hiç kutu atılır mı? Ne güzel oturuluyor onların içinde. Neyse ben de aslında onların ne kadar işlevli şeyler olduğunu gösterebilmek için içlerine defalarca girip çıktım, Muhlise fark etsin de atmasın diye ama işe yaramadı. Neyse, bugünlerde biraz canım sıkkın. Çünkü, ben bedenimle gayet barışık bir kedi olmama rağmen doktorum ve Muhlise benim aşırı kilolu olduğumu düşündükleri için bana diyet mama vermeye başladılar. Yahu hem diyet mama, hem de gram gram veriyolar. Eskiden Muhlise tabağım boşaldıkça doldururdu tabağı, ben de acele etmez az az yerdim. Nasıl olsa geri dolcak diye.. Ama şimdi öyle mi? Şimdi hemen azıcık bişey koyuyo ben de belki eski güzel günlerimizde olduğu gibi tekrar doldurur ümidiyle hızlı hızlı yiyip bitiriyorum ama nafile.. Bu insanlar çok zalim.. Zaten tek eğlencem yemek yemek, onu da bana çok gördüler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder