28 Şubat 2012 Salı

tırnak makası ve ben..

Sevgili günlük, şimdi ben bir kediyim ya o yüzden tırnaklarım uzuyo ve acayip sivriliyo bi süre sonra. Bi de ben arada sırada koltukları tırmalayarak tırnaklarımı biliyorum, o yüzden süper keskin oluyolar. Ama bildiğin gibi ben kavgayı seven bi kedi değilim ve tırnaklarımı bilinçli bir şekilde birini incitmek için asla kullanmadım. İşim olmaz. İnanmazsan tüm insan ve kedi arkadaşlarıma sorabilirsin. Gel gör ki, ben Muhlise'ye masaj yapmayı çok seviyorum. Özellikle geceleri yatağa girdiğimizde, şimdi sen yanlış da anlarsın fesat günlük, koynuna yatıp masaj yapmayı çok seviyorum. E bu sefer de noluyo? Masaj yaptığım yer boynu, çenesi veya yüzü olduğu için tırnaklarım uzunsa, denk geldiğim yeri cırt cırt çizi çiziveriyorum. Muhlise de benim ona masaj yapmama asla hayır diyemediği için (söylemesi ayıp pamuk gibi patilerim var, bütün stresini alıyorum) bu güzel anlar onun için işkenceye dönüşmesin diye arada sırada tırnaklarımı kesiyor. Ben tırnak makası karşısında çeşitli arızalar çıkaran bir tabiyata sahip değilim, arıza çıkaranları da anlamıyorum. Ne var arkadaş, sonuçta tırnak bu yani acımıyo bişey olmuyo bu kadar yayagara koparmanın ne alemi var? Bence dikkat çekmek için yapıyolar.. Neyse, ben bununla ilgili bir sorun yaşamadığım için Muhlise tırnaklarımı keserken hep uyuya kalıyorum. Hani saçınla oynadıklarında falan mayışırsın ya onun gibi diyeyim ben sana, sen anla.. Mhulise bunu görünce bi kendinden geçiyo beni sevcem diye, yok böyle bi mıncıklama olayı.. bi de benim bu huyumu herkese anlatıyo, arkadaş bişey de aramızda kalsın ya herşeyi gidip hemen yetiştiriyo herkese. Zaten ben de bu blogu o yüzden kurdum, nasıl olsa herkes duyuyo bari bi de benden dinlesinler olayın içyüzünü diye..

Gönül maceralarım.. 1

Bildiğim tek takipçimin sabırsızlanması üzerine, gönül maceralarımı anlatmanın zamanının geldiği kanaatine vardım.. Şimdi, sevgili günlük bildiğin gibi ben ev kedisiyim, üstelik de kısırlaştırımış bir ev kedisiyim. Şimdi sen bu durumda normal olarak ne beklersin? Bir mühendislik öğrencisi kadar bakir ve gönül meselelerinden habersiz ölüp gitmemi değil mi.. Evet zor ama imkansız değil.. Yani aslında böyle düşünmekte haksız sayılmazsın günlük çünkü sonuçta gönül işi mevzuları doğalında gelişen bişey olmaktan ziyade, ev arkadaşım Muhlise'nin beni diğer kedilerle karşılaştırma sıklığıyla alakalı bir durum oluyo.. Neyse, yine de buna da şükür..

İlk olarak size aklımı başımdan alan o sarışın güzeli anlatmak isterim.. Kendisi bir sokak kızıydı.. Bundan önce oturduğumuz evin camının önüne kedilerin yiyebileceği türden şeyler ve su koyuyordu Muhlise.. İşte ilk aşkım da o yiyecekleri yemeye gelip giderdi camın önüne. Gel zaman git zaman alıştı bizim camın önüne. Bizim Muhlise de, ona da mama alıp koymaya başladı. Muhlise de çok seviyordu onu, çok cilveli bir kadındı çünkü.. Görsen bana ne cilveler.. Upuzun bir cam vardı salonda birlikte, senkronize bir halde, bir o tarafa bir bu tarafa yürürdük onunla.. O sırtını kamburlaştırır, bana cilve yapardı. Ama aramızda cam vardı tabii ki. Yalnız, çalışma odasındaki cam sinek telli olduğu için, ben onun önünde otururken gelirse eğer o cama, ordan daha çok yaklaşabiliyorduk birbirimize. Bu arada atladığım bir şey var tabii ki.. O da onunla birlikte camımıza alışan hayvani ve bembeyaz Van kedisi.. Sokağa terkedilmiş bir bitirim.. Sanırım benim hatunla aralarında bişey vardı, çünkü birlikte geldikleri de oluyordu ve birbirlerine hiç carlamıyolardı.. Gel zaman git zaman bizim hatunun hamile olduğunu fark ettik, evet aralarında bişeyler geçmişti. Ama olsun benim için önemli olan bana nasıl davrnadığıydı ve bana hala ilk günkü kadar cilveli davranıyordu. Ve fakat bitirim beyaz aramızdaki bu ilişkiyi kıskanıyor, "o benim kadınım ulen" diyordu.. Ve sürekli camımıza işiyordu. Allah seni inandırsın 2-2,5 metre genişliğindeki cam, 25 cm falan uzunluğunda sidik izleriyle doluydu boydan boya. Pis maço nolucak.. Neyse, sonra biz taşınıcaz diye, Muhlise beni sevdiceğimden ayırmak istemediği için onu eve alıştırmaya çalıştı. Eve alışsa o da bizimle birlikte yaşamaya başlıycak hem de bizimle buraya taşıncaktı. Ama sevdiğim bana karşı ne kadar cilveliyse, Muhlise'den de o kadar kaçıyordu.. Ve sizin anlıycanız, o evden ayrılırken bir parçamı da orda bırakmak zorunda kaldım.. Ne derler bilirsiniz, ilk aşkın kördüğümü asla çözülmezmiş..


not: Muhlise onun fotoğraflarını çekmişti, bulabilirse yüklerim fotoğrafını sevgili günlük.. şimdilik öperim

26 Şubat 2012 Pazar

Çok kırıldığım anlar - 1

Hazır içimi dökmeye başlamışken, hayatımda yaşadığım travmatik olaylardan birini anlatmak isterim size. Geçenlerde Muhlise'nin teyzesi gelmişti bize. Açık konuşayım, ben şehirde doğmuş ve şehirde büyümüş bir kedi olarak misafiri falan pek sevmem. Ama bu Muhlise köyde doğmuş olmamasına rağmen, soyuna çekmiş işte pek bi köylülüğü tutuyo bazen. Hayır gelsinler bişey değil de, sonuçta kendimi evimde rahat hissetmek istiyorum. İnsanlar geldiğinde Muhlise'ye takaze edemiyorum. Yani ben, Muhlise'nin kucağında uyumayı severim. Gidip arada onu dürtüklemeyi, beni unuttuğu zamanlarda miyavlamayı ve kendimle ilgilendirmeyi falan.. Neyse, sorun sadece misafir sevmemem değil gelen misafirin de beni sevmemesi oluyo bazen, çok nadir olsa da.. Şimdi bu kadın, nerden aklına geldiyse benim cinsel hayatımı merak etti. Muhlise'ye soruyo: "Eee, bu mırnava gelince napıyosun?" diye.. Mırnav yani şekerim, ilk başta ben de anlamadım tabiki, bunların köyünde çiftleşme dönemine girmeye "mırnava gelmek" falan diyolarmış.. Ay ne banal.. Neyse, Muhlise de tabii cevap olarak o acı gerçeği söyledi teyzesine: "kısırlaştırdık biz onu, azmıyo yani.." Teyzesi de bana bakıp dalga geçmesin mi? "Muhlis, seni gören de bişey sanır, hiç de kalıbının adamı değilmişsin, demek şimdi senin kuş ötmüyo ha?".. Allahım yareppim.. Yani dua etsin ben barışçıl bir kediyim.. Tamam kısırlaştırıldığım için ben de üzülüyorum, ben de isterdim yılda birkaç kez de olsa deliler gibi bağırıp Muhlise'ye azdığımı haber verip, dişi kedilerle tutkulu anlar yaşamayı ama herşey bununla bitmiyo.. Yani benim takıldığım nokta orası değil.. Ne demek yani erkekliğimiz cinsel gücümüze mi endeksli! Bu yaklaşımı çok fallosentrik ve çok cinsiyetçi bulduğumu belirtmek istiyorum. Sevişemiyor olabilirim, ama benim de birkaç yakın dostun kedisiyle gönül maceralarım oldu yani bugüne kadar.. Gönül maceralarım da başka yazının konusu olsun o zaman..

Pazar günü part 2 :)


Aslında daha bugün başladım yazmaya, ama şimdi saat onikiyi geçtiği için tarih değişti, başka bir gün oldu. O yüzden yeniden yazabilirim. Hem insanlar da aralarında böyle saçma espriler yapmıyolar mı günle ilgili (ne bileyim saat onikiyi geçince doğumgünü kutlamalar felan)? Yeni yazmaya başlamış bir kedi-i muhterem olarak, dahi anlamındaki de ve daları ayrı, diğerlerini ise bitişik yazma konusunda hassasiyet göstereceğim konusunda söz vermek istiyorum. Ama her ölümlü gibi ben de mükemmel değilim ve gözümden kaçanlar olabilir.. Neyse, gelelim günümün geri kalanının nasıl geçtiğine.. Hani en son "hazır Muhlise temizlik yaparken ben de şekerleme yapayım" dedim ya, allah sizi inandırsın meraktan gözüme uyku girmedi. Bu insanlar çok garip, temizlik yaparken deli gibi gürültü çıkaran ve bir kısmı büyükçe bir böceği andıran ve ucundan bir boru çıkan garip bi şeyi yere sürtüyolar. Ben başta çok korkuyodum onun sesinden. Daha bu alet ortaya çıkar çıkmaz tabanları yağlıyodum. Tabanları yağlıyodum dediysem, evin en uzak köşesine gidip orda uyuyodum. Neyse şimdi bana çok fazla yaklaşmadıkça coolluğumu korumaya çalışıyorum. Ama benim favorim, bu aletten sonra gelen ve ortalığa değişik kokular yayan ucu püsküllü sopa. Siz beni tanımazsınız, ben çok oyun meraklısı bi kedi değilim. Tabiyatımda yok yani ben napıyım. Öyle çoğu kedi gibi her hareket eden şeye atlıycak, peşinde koşup, hoplayıp zıplayıp kendimi maskara edecek cinsten değilim yani. Ne gerek var? Neyse, yalnız bu sopa benim çok merakımı celbediyo gerçekten. İşte sırf bu sopayı izliycem diye bende uyku dünek kalmadı arkadaş. Bi de Muhlise sağolsun, iyi kızdır ama biraz dağınık olduğu için bugün ortalığı bi toparlamaya girişti. Toparlarken tabii, gereksiz olduğunu düşündüğü kutuları ve poşetleri atmaya kalkıyo. Yahu hiç kutu atılır mı? Ne güzel oturuluyor onların içinde. Neyse ben de aslında onların ne kadar işlevli şeyler olduğunu gösterebilmek için içlerine defalarca girip çıktım, Muhlise fark etsin de atmasın diye ama işe yaramadı. Neyse, bugünlerde biraz canım sıkkın. Çünkü, ben bedenimle gayet barışık bir kedi olmama rağmen doktorum ve Muhlise benim aşırı kilolu olduğumu düşündükleri için bana diyet mama vermeye başladılar. Yahu hem diyet mama, hem de gram gram veriyolar. Eskiden Muhlise tabağım boşaldıkça doldururdu tabağı, ben de acele etmez az az yerdim. Nasıl olsa geri dolcak diye.. Ama şimdi öyle mi? Şimdi hemen azıcık bişey koyuyo ben de belki eski güzel günlerimizde olduğu gibi tekrar doldurur ümidiyle hızlı hızlı yiyip bitiriyorum ama nafile.. Bu insanlar çok zalim.. Zaten tek eğlencem yemek yemek, onu da bana çok gördüler.

Keyifli bir pazar günüydü..





Sevgili günlük,
Bugün Pazar. Gayet güneşli bir gün ve Muhliseyle ben bugün evden dışarı çıkmama kararı aldık. Evde Pazar keyfi yapıyoruz anlıyacağın. Evimiz çok aydınlık olduğu için evden çıkmamızı gerektiren bişey olmadığı sürece evde kalmayı tercih ediyoruz zaten. Bi de ben bitkilere karşı herhangi bir düşmanlık beslemediğim için evimizde bir sürü bitki var ve hatta onlar da evi çok sevdikleri için bir sürü yaprak çıkardılar. Orkidemiz çiçek açtı.  Bugün Muhlise beni uzun zamandır taramadığını fark edip uzun uzun taramaya niyetlendi. Başta ben de bu ilgiden memnundum ama bi süre sonra fenalık bastı valla. Hayvanlar sahiplerine çekermiş, Muhlise de saçlarını taramayı ve kuaföre gitmeyi pek sevmiyor. Benimki de ondan olsa gerek.. Bu arada bi sürü kıtık oluşmuş tüylerimde Muhlise onların da bir kısmını kesti. Baya iyi oldu aslında.. Gerçi arada bir sinirlenip sinirli sinirli kuyruğumu sallayıp, sinirli bir şekilde miyavlıyorum ama aynı zamanda gurlamaya devam ettiğim için pek ikna edici olamıyorum galiba. Bu konuda kendimi geliştirmeliyim, ahh şu gurlama konusunda biraz daha iradeli olabilsem. Bir de Muhlise taraktaki tüyleri boşaltıp yeniden taramaya hazırlanırken ondan sadece bir adım kaçmanın hiçbir yararı olmadığını fark ettim. Antreye kaçmak kesinlikle daha çok işe yarıyor ve yakalanmam kesinlikle daha uzun sürüyor (10 saniye falan). Bunun haricinde, hava bugün daha ılık olduğu için Muhlise salondaki sinek telli camı bütün gün açık bıraktı, ben de bütün gün önünde oturdum. Diğerlerini açık bıraktığında asiliğim tutuyor bazen. Genellikle kaçmak içimden gelmese de, iki kere kaçma girişiminde bulundum. Hatta bi keresinde, inanmazsın ama camdan bir metre ileriye kadar koştum. Muhlise’nin yüzündeki telaşı görmeliydin. Aslında o da benim dışarı çıkmamı istiyor ama çok iri kemikli ve barışçıl bir yapım olduğu için sokaktaki kedilerin beni döveceğinden korkuyor heralde, benimse bu konuda bir iddiam olmadığı için bir yorum yapamıyorum. Muhlise bugün aralıklarla temizlik yapıyor, Meksika’dan erkek bir insan bizimle birlikte yaşamaya başlayacakmış, o yüzden. Çarşafları falan yıkıyor. Nereye elini atsa benim ne kadar tüylü bir yapım olduğuyla bir kez daha yüzleşmek durumunda kalıyor. Allah seni inandırsın günlük, buzdolabının içinden bile benim tüylerim çıkıyormuş. Muhlise bu kadar tatlı olmasam hiç tahammül edilecek bir durum olmadığını söylüyor bunun. Beni sevdiğinden eminim, ben de onu seviyorum. Tek kötü tarafı bazen geceleri eve gelmemesi. Çünkü biz Muhlise’yle birlikte uyuyoruz. Gerçi ben günün büyük bir kısmını uyuyarak geçirdiğim için, geceleri birlikte uyuyoruz desem daha doğru olur. O yatmaya giderken, “Hadi kuzum, gel yatalım.” diye sesleniyor, ben de yattığım yerden kalkıp yatağa gidiyorum. Bir süre üstünde yattıktan sonra ona acıyorum -çünkü sekiz kilo olduğum için biraz ağırım ve Muhlise’ye de rahatsızlık vermek istemem sonuçta- ve ayak ucuna yatıyorum. Çünkü yanında yattığım zaman nerdeyse bütün yatağı kapladığım için ikimiz de rahat edemiyoruz. Neyse günlük, şimdilik bu kadar. Hazır Muhlise temizliğe dalmışken, biraz uyuyayım ben.

26.02.12 

Başlarken...

İri kemikli, bol tüylü, yemeyi içmeyi seven, sözü sohbeti dinlenen, uykusever bir kediyim. Kedileri de severim ama illa bi hayvan beslemem gerekse insan beslerdim. Zira benim ev arkadaşım da bir insan ve bakımı çok zor olmuyor. Ama konumuz bu değil. Konumuz, günler geçip gidiyor, ömür dediği sayılı günden ibaret. Hal böyle olunca, ben de haybeye yaşayıp durmayayım, bari yaşadıklarımı bir kenara yazayım da belki birilerine faydam dokunur diye düşündüm. Ama yine de çok fazla şey beklememek lazım, zira ben bir ev kedisiyim ve yaşadıklarım da sınırlı sonuçta.. Ama bildiğim ve beni cesaretlendiren birşey varsa o da ev arkadaşımın insan arkadaşlarının beni sevdikleri ve arkadaş ortamlarında sık sık andıkları, ve zat-ı alim sayesinde birçok insan arkadaşımın kedi sevmeye ve hatta kedi beslemeye başlamalarıdır. Barışçıl kimliğim sayesinde elbette, yani ben diyorum ki, dünyadaki bütün insanlar benim kadar iyi niyetli olsalar savaş kelimesi yeryüzünden silinirdi yeminle.. Şu surata bi bakabilir misiniz? Savaşçı bir canlının ifadesi var mı sizce yüzümde?